Gündem Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gündem Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2015 Pazar

SRGZ Blog Ne Paylaşıyor






Blogun bir süredir el değiştirmesinden ve güncel kalması için çeşitli paylaşımlar yapılmış belirli bir çizgide gitmesi zorlaşmıştır. Yakın zamanda toplumsal sorunlar, güncel sorunlar ve memlekette ve dünyada yararına veya zararına inandığımız örgütlenmeler hakkında yaptığımız araştırmaları fikir ekleyerek paylaşmayı amaçlıyoruz. 

Belli bir gruba veya etnik kökene yahut dine hiçbir şekilde saldırılmasından yana değiliz ancak farkında olduğumuz tehlikelerin sizin de farkında olmanızı sağlamak, taraflı gazetecilik ve haberciliğin yaygın olduğu günümüz medyasına bir alternatif olarak yaşanan bir olayın her yönden ele alınmasını ve işin aslını görebildiğimiz- öğrenebildiğimiz ölçüde sizinle paylaşmayı hedefliyoruz.

Ne oyuna gelip memleketi bölmeye maşa olmak ne de oyunun farkında olmak ama boşvermiş bir ruh haline bürünmek... Bu memleketi sevdiğini iddaa eden ya da özellikle son zamanlarda ortaya çıkan toplumsal olaylardan ve perde arkasındaki siyasi oyunlardan rahatsız olan herkes gerekli duyarlılığı göstermek zorundadır. Hır-gür çıkarmak ve heyecana kapılarak mantıktan yoksun bir şekilde hareket etmek, bu tarz oluşumlara katılmak memleketi bölmeye ve işgale açık hale getirmeye alenen destek vermektir.

Dolayısıyla duyarsız olmamak ama harekete geçmeden önce işin aslını astarını detaylıca tarafsız şekilde araştırıp görmek gerekir. Bu fikirden yola çıkarak oluşturacağımız paylaşımları da sorgulamadan kabul etmemenizi rica ediyoruz...

7 Kasım 2015 Cumartesi

Boşvermişlik mi Toplumsal Diriliş mi?

Boşvermişlik mi Toplumsal Diriliş mi?

Genel manada benim yaşımda olanlar ucu ucuna kurtulan son nesil neyin ne olduğunu anlayabilecek kadar sanırım, 2-3 yaş küçük gençlere bakıyorum ya amerikan çakması dizilere özenen lakait bir hayat tarzı yaşıyorlar ya da mafyavari ruh haline giriyorlar. Toplumsal duyarsızlık popüler bir durum haline gelmiş, iyi insanlarla alay edilir algısı oluşturulmuş.  İnsanlara yardımcı olmanın ulvi durumundan bihaber kalınmış.

Toplumdaki sorunları çözmeye çalışan, toplumsal duyarlılığı, iyilik yapmayı yaymak isteyen insanların zayıf olmak gibi, genel olarak gününü rahat geçirmek gibi bir lüksü yoktur. Düzgün insanlar rahatından, kibrinden taviz vermedikçe, düzgün insanlar güçlü olmadıkça haklı olan, masum olan hep ezilecek.





Bunun farkında olan birçok büyüğümüz var biz, farkında olan gençler olarak, amacımız bunları onlara öğretmek değil, bunları yapabilmek için onların yol göstericiliğine, tecrübelerine, desteğine ihtiyacımız var çünkü doğru olup karşısında durduğumuz yanlışlar ve yanlış kişiler bizden güçlü olduğunda bu dava yere düşer...

Her zaman akıllı ve vicdanlı hareket etmek , kötülüğe her zaman hazırlıklı olmak ve çelik gibi bir iradeyle karşılık vermek gerekir. Her zaman okumak ve bundan zevk alır hale gelmek gerekir. Okunan bir masaldan da saçma bir yorumdan da bir ders çıkarmak gerekir.

Siyaset, müzik, bilim vb. hiçbir konu için benim işim değil benim alanım değil dememek her konuda bilgi sahibi olup fikir yürütebilecek derecede kendimizi eğitmek gerekir. Ancak bu şekilde karşılaştığımız olaylar tüm yönleriyle anlayıp değerlendirme şansına sahip olabiliriz.

Bilmek ama bilmişlik yapmamak, dik durmak ama diklenmemek temel duruşumuz olmalıdır.

Vatan için ölmek kolay biraz gözünü karartıp ölürsün, peki bu vatana ne kazandırır? Eğer cesaretin varsa ölüm gelene kadar bu vatanın sevinci kadar acılarına da katlanmak, acıyı ortadan kaldırmak için çalışman gerekir.



Duygularımı anlatan iki şiirden alıntı yapmak istiyorum;

Mehmedim sevinin başlar yüksekte
Ölsek de sevinin eve dönsek de
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte
Yarın elbet elbet bizimdir
Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir.

Necip Fazıl Kısakürek



Yüreklerin kulakları sağır...
Hava kurşun gibi ağır...

Ben diyorum ki ona:
— Kül olayım Kerem gibi yana  yana.
Ben yanmasam sen yanmasan biz yanmasak,
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..

Nazım Hikmet

24 Ekim 2015 Cumartesi

Network Marketing Yalan Dünya


Network Marketing Namı Diğer Yalan Dünya


Network marketing yalan dünyası hakkında biraz beyin fırtınası yapmaya niyetlendim neymiş bu network marketing...

Özünde çok basit ve kandırmaya dayalı bir sisteme sahip olmasına rağmen ne kadar ısrar ederseniz edin işin ne olduğunu size özetlemezler ki bunun için tembihlenmiş olabilirler.
Kandırmaya dayalı bir pazarlama şirketiyiz diyebilirler mi? diyemezler. Gel seni zengin edeyim diyebilirler mi? komik duruma düşerler.

Arkadaş samimiyetiyle yaklaşıp daha önce sizin bulunduğunuz durumda kendilerinin de bulunduğunu ancak katıldığı çok güzel bir oluşum sayesinde şu an çok iyi yerlere geldiğini ve çok mutlu olduğunu vs anlatırlar.

Israrla, kendi oluşturdukları kelime oyunu ve laf kalabalığından oluşan bilgilendirme bölümü ve videolara yönlendirirler. Sanki güçlü ve gizli bir tarikatın üyesiymiş gibi gizem yapmaya çalışırlar.

Lafı dolandırıp aklınızı bulandırmak, Devlet Bahçeli'nin 40 Yapar hesabına benzer bir hesap ile gözünüzü büyülemeye çalışarak sizi kendi bünyelerine katarak yaptıracakları işi çok kutsal bir görevmiş gibi gösterip bunun yanısıra yakınlarınızı da ikna ederek (ki ben bunu kandırmak olarak görüyorum) çok para kazanabilirsiniz demeye getiriyorlar. Hatta zengin olma ihtimaliniz bile var(yersen).

Bilmeyenler için Bahçeli'nin Yaptığı Hesap:



Tabi öncelikle şartları var; şu kıytırık şeyi, pardon 500 liralık ürünü satın alman gerekir ve başkalarını da kandırıp aynı ürünü ne kadar çok kişinin almasını sağlayabilirsen onların üzerinden de para kazanıcaksın...



İyi niyetlerinizi, azminizi,  paranızı ve getireceğiniz insanları sömürmeyi , sizin zengin olma umuduyla ellerinden geldiği kadar sistemi yaymak için çalışmanızı hedefliyorlar. Benim gördüğüm işin özeti bu, eğer bir işe kendinizi adayacaksanız, emek verecekseniz, para verecekseniz; şüphelenmek, araştırmak, soru sormak sizin hakkınız. Dolandırıcılar sizi dolandırıyoruz demezler, biz dolandırıcıyız demelerini beklemeyin boşuna :) zaten insanların aklını bulandırıp iyi niyetlerini sömürebildikleri için yapabiliyorlar işlerini...

Kimseye saygısızlık yapın demiyorum ama konuşma ilerledikçe ben sana iyilik yapıyorum istemiyosan sen bilirsin triplerine girip sizi avlamalarına izin vermeyin. Tam olarak konunun ne olduğunu anlatmıyorsa neden zamanınızı ve emeklerinizi belirsiz bir işe adayasınız ki? Kimsenin bu kadar değersiz ve umutsuz durumda olduğunu düşünmüyorum...

Konuyla ilgili olarak ekşi sözlükten de doğru bilgiler bulmak mümkün;

https://eksisozluk.com/network-marketing--466682


My Radio myradiolistenn@gmail.com

23 Ekim 2015 Cuma

Toplum Bozuluyor Peki Sen Ne Yapıyorsun?

Toplumsal bozulma olarak nitelendirdiğimiz birçok olay yeni nesil tarafından benimsenmektedir. Katolik boyutunda eski nesil savunucusu değilim ama ergenlik  olarak nitelendirilen evre artık bir yaşam stili haline gelmeye başlıyor. İnsanlar çok fazla düşünmeden, empati kurmadan hareket etmeyi, popüler olmak için acımasız ve kimseyi takmayan modunda yaşamayı bir nane sayıyor.



Kendi kişiliğini oluşturmaktan ziyade popüler bir insanın niteliklerine bürünmeye çalışıp bir yerden sonra doğruyu yanlışı pek umursamaz hale geliyor. Ne kendi olabiliyor ne de özendiği kişi olabiliyor ve olmaya 'çalışmaktan' ileri gidemiyor.

Yahut da bir yere kadar benzer şekilde davranıp ilgiyi üzerine çekmeye başarıyor. Ancak bir yerden sonra bunalıma, mutsuzluğa sürükleniyor. Sebebi ise artık kendine yabancılaşması, yapay bir mutluluk elde etmesidir.

Zeki insan; okuduğu, izlediği, yaşadığı herşeyden ders çıkarmasını bilir o ayrı mesele ama revaçta olan malum mafya dizisinin yanısıra son senelerde birçok mafya dizisi yayınlandı ve yayınlanmaya devam ediyor.

Bu dizilerden insanlara yukarıdan bakmayı, insanları terslemeyi, ilk fırsatta şiddete başvurmayı öğrendik çok şükür.
İyi olmak ile korkaklık, cesur olmak ile saygısızlık birbiriyle karıştırılır hale geldi.

Düşüncemizle çelişen bir insana tahammülsüz olmayı ve saygı görmek için psikopat olmak gerektiğini de bu dizilerden öğreniyoruz.

Fikrini beğenmediğimiz insanlara saldırarak ya da vatan sevgi anlayışımıza ters olan insanlar ile oturup mantık çerçevesinde konuşmak yerine çözümü onları 'ortadan kaldırmak' olarak gösterdiler bize.

Vatan sevmek; bir fidan dikmek, bir yetimin başını okşamak, büyüğüne yaşlılara saygı göstermek değilse nedir vatan sevmek? Haklıyı ezdirmemek, düşenin yanında olmak, bir kediye su vermek, insanların fikrine anlayış göstermek değilse nedir vatan sevmek?

Eski nesil ile yeni nesil arasında bir kopukluk var ve bunun üstüne okumayı sevmeyen yeni nesil eski değerlerden büyük oranda yoksun kalıyor.

Kendi değerlerini; sosyal paylaşım sitelerinden, televizyonlardan izlediği dizilerden ya da kendi yalnızlığını kapatmak ve destek bulmak için parti binalarındaki abilerinden alıyor.

Dinsiz olmayı ve ekstrem bir din ya da görüş sahibi olmayı popüler olmak için adımlardan biri olarak gören yeni neslin bir temsilcisi olarak gördüğüm vikipediden din beğenen genç bir arkadaş da gördü bu gözler. Tuğçe Kazaz da bu akımın popüler temsilcilerinden hiç şüphesiz...

Zamanın değişimi, teknoloji ve imkanların gelişmesiyle birlikte toplumda yaşanan hızlı bir değişim var ve şüphesiz bu değişim kaçınılmaz olacak. Suyun önünde durmaktansa suya yön verip değişimin doğru bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak doğru olacaktır. Sorulması gereken önemli bir soru daha var, toplum bozuluyor peki sen ne yapıyorsun?

Not: Çok fazla düzenleme yapmadan yayınlamadan birkaç dakika önce yazdım. Hatamız olduysa affola. Görüşlerinizi aşağı yazarsanız okumaktan mutluluk duyarım.

My Radio myradiolistenn@gmail.com

17 Ekim 2015 Cumartesi

Toplum Algı Yönetimi

Toplum Algı Yönetimi

Bilinçlenmek isteyen her insanın okuması gereken bir paylaşımdır;

1989 yılı...Türkiye ilk defa pizza dükkanlarıyla tanışır.Türkiye’ye birkaç dükkan açarak pazarın nabzını yoklayan ünlü marka aldığı sonuçla şoka girer.Bekledikleri gibi olmaz.Boğazına düşkün olduğu için pizzayı seveceğini düşündükleri Türk tüketicisi, pizzayı sevmez.Dükkanlar kapatılır.Geri dönülür.
.
1991 yılı.Murakami-Wolf-Swenson Productions’ın ürettiği bir çizgi film dünyada büyük ilgi görür.Yapımcı şirket Türkiye’deki bir özel kanala bu çizgi filmi teklif eder.Kanal şaşkındır, fiyat gerçekten olması gerekenin %10’udur.Adeta kapandaki peynir gibi duran bu teklifi kaçırmaz özel kanal.Yayınlanmaya başlar.Çizgi film Türkiye’de de çok tutulur.Oyuncakları, rozetleri, kartpostalları, defterleri ve kitap kapları ile müthiş bir pazarlama da beraberinde gelir.
.
1994 yılına gelindiğinde çizgi-film dizisi milyonlarca çocuğu ve genci etkisi altına almıştır.Bu çocuklar tuhaf bir biçimde annelerinden pizza pişirmesini istemeye başlar.Türk anneleri pizzayı nasıl yapacağını bilmez.Talep gitgide artar.Derken pizza zinciri dükkanlarını yeniden aktif hale getirir, yeni dükkanlar açar.Çocuğu yemek yemeyen anneler mecburen pizza sipariş eder.

Liseli, üniversiteli gençler arasında bir itibar nesnesi haline gelir. Türk mutfağının demode lahmacunu, pidesi terk edilmiş, gençler gruplar halinde pizza dükkanlarına gider hale gelir.
.

Tesadüfen ! pizza talebini patlatan bu çizgi-filmi çoktan tahmin ettiniz değil mi?Bravo! O çizgi film “Ninja Kaplumbağalar”!O pizza zincirini de tahmin ediyorsunuzdur,onu da buraya yazmayayım.


.
Şimdi o çocuklar büyüdü, çizgi-filmi ilk izleyenler 30'lu yaşlarına geldi.İlk jenerasyon genç evli, yeni nesil aile oldu.Onlardan sonraki jenerasyon şimdilerde üniversite öğrencisi, ya yurtta ya da öğrenci evinde kalıyor.İlk jenerasyonun içindeki evliler evde yemek pişirmek yerine sık sık şöyle diyor : “Pizza mı söylesek?”Bir sonraki jenerasyon da yurt odasına ya da öğrenci evine neredeyse her akşam pizza sipariş ediyor.
.
İşte algılarımız böyle yönetiliyor.Bazı odaklar tarafından 20-30 yıllık stratejiler çiziliyor, uygulanıyor.Bizim eğlenceli diye izlediğimiz masum çizgi-filmler, diziler, sinema filmleri birtakım fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan katalizörlerden ibarettir.Ve emin olun, bu bilinçaltı pazarlamacıları, bu algı sihirbazları bize sadece pizza yedirmiyor…!
.
Bu sadece bir örnekti,Her Amerikan filminde Apple bilgisayarların görünmesi bugünkü Apple çılgınlığının temeliydi.Her filmde sabah işe giden insanların elinde Starbucks kahve ile koşturuyor olması bugün bir kahveye 15 lira ödüyor olmamızın müsebbibi.Afrika’da ayağında ayakkabı olmadığı için ayağına pet şişe bağlayan Afrikalı gençlerin elinde, içine su doldurulmuş Coca-Cola kutularıyla gezmeleri ve bununla sınıf atladıklarını düşünmeleri de yıllardır Coca-Cola’nın yaptığı “MUTLULUK” reklamlarının sonucu. Gerçekte mutlu olmayanlar içtikleri içecekten mutluluk akıtmaya çalışıyor işte, başka bir şey değil.
.
Biz hatırlamayız ama babalarımızın hayranı olduğu Western (Vahşi batı) filmlerindeki karizmatik kovboyu. O kovboyun ağzındaki Marlboro sigarayı babalarımız bugün hala bırakabilmiş değil. Etkiye bakar mısınız?
.
İşte bu yüzden unutmayalım;Bize sunulan görüntülerin, reklamların, film ve dizilerin %99’u bir amaca hizmet ediyor.İnanmadan, etkilenmeden, kendimizi kaptırmadan önce iki kere düşünelim.
.
“Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” diyordu Malcolm X,Uyanık olmayana pizzayı da yedirirler, kolayı da içirirler üzerine de bir sigara yaktırırlar...

Yazı Alıntıdır. İnternette dolaşmaya başlayan bir yazı, ben beğendim herkesin okuyup bilinçlenmesi için paylaşmak istedim. Yakın zamanda subliminal mesaj ve algı yönetimi hakkında detaylı bir yazı daha paylaşmayı düşünüyorum. Aslında gerek olmadığı halde ihtiyacımız varmış gibi hissettiğimiz çoğu şeyin aslında bu şekilde hayatımıza sokulduğu çok açık bir gerçek...

12 Ekim 2015 Pazartesi

Ünlü oyuncu Levent Kırca Hayatını Kaybetti

Ünlü oyuncu Levent Kırca Hayatını Kaybetti


Geçen hafta Bodrum Türk Filmleri Haftası kapsamında Yaşam Boyu Onur Ödülü'ne layık görülen Levent Kırca yaklaşık üç aydır karaciğer kanseri tedavisi altında olduğu için törene katılamamıştı.
Onun adına ödülü teslim alan kişi oğlu Oğulcan Kırca oldu. Oğulcan ödülü teslim aldığı sırada babasının mektubunu okuyarak sevenlerini duygulandırdı. İşte o satırlar;

“1974’te TRT ile girdim hayatınıza. O günden bu yana bayağı bir zamanınızı aldım. 41 yıl... 
Teşekkür ederim size, anılarınızda bana yer açtığınız için , iki kardeşin çorap için kavga etmesi, 
komşu çocuğu kardeşlerden birine saldırınca bitmesi, ülkede yaşanan sorunların bi sonu olacağını anlattı. Güzellikler paylaştıkça değerlenir,
 kötüler çoğaldıkça kanıksanır. İnsan olarak birbirimizi sahiplenmek, birleşebilmek için uzaylıların dünyayı istila etmesi mi gerekir?” diyen Kırca kavganın bitmesini diledi. Dik durun.. Adil olun, sabırlı olun. Daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle. 
Atatürk’le kalın, cumhuriyetle kalın, hoşça kalın!!” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Siyasi tutumu nedeniyle kimilerinin yanında kimilerinin karşısında olmasına neden olmuştu usta oyuncu.

 Ancak 22 yıl boyunca yayınlanan televizyon programı Olacak O Kadar'ı izleyip gülmeyen kaç kişi var aranızda? Ayrıca Türkiye tiyatroculuğuna ve sanatına birçok katkısı olmuş birçok eser vermiştir. Şu anda dizi ve filmlerde karşımıza çıkan bazı başarılı oyuncuların onun tornasından çıktığı gerçeği de cabası... Usta oyuncunun yaptığı eserlerin bazılarını şu linkten takip edebilirsiniz ;

https://eksisozluk.com/olacak-o-kadardan-akilda-kalanlar--4935218


Söylenene göre 10 gündür durumu ağırmış ve durumun ciddiyetinin farkındalarmış.
10 gün boyunca ölümün soğukluğunu hissederek yaşadı ve nihayetinde Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Toprağı bol olsun, Allah sevenlerine sabır versin...

Duygularımıza tercüman olan Nejat İşler'in sözleriyle noktayı koyalım;

"Hep iyi sanatçılar erken ölürmüş derlerdi inanmazdım küçükken seninle büyüdük yaptığın taklitlerin hepsi dün gibi aklımda keşke usta komedyenlerin hepsi ölümsüz olsaydı.."