Misafir Yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Misafir Yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2015 Salı

İnsanların Blog Yazarlığını Bırakmasının 4 Sebebi

Blog yazmak günümüzde gittikçe popülerliliğini artıran önemli bir uğraştır. Fakat blog açma konusundaki artış internet kullanımının ve bilgi paylaşımının artması bakımından olumlu bir gelişme olarak görülse de benzer oranda kapanan blogların olması da aslında işlerin çok da planlandığı gibi gitmediğinin göstergesi. Peki insanlar neden blog yazmayı bırakıyorlar ?
Büyük bir heyecanla ve merakla açılan bloglar farklı sebeplerden ötürü yapılan emeği çöpe atarcasına yalnızlığa terk ediliyor. Bu sebepler aşağıda sizlerle paylaşacağım. Eğer blog yazarlığına başlama arefesindeyseniz aşağıdaki sebeplere göz atarak yaşanması muhtemel durumlara karşı planınızı yapabilirsiniz.

Erken para kazanma hırsı

Maalesef amaca hızlı bir şekilde ulaşmak için ani kararlar verip işin başındayken yanlış kararlar alabiliyoruz.Her blog yazarı bir şekilde yazılarında para kazanmak ister.Fakat bu zamanla olacak iş.Önce yazılarınız günü gününe index alsın,  arama sonuçlarında çıkın, organik trafik alın, sosyal medya takipçileriniz artsın daha sonra elbette gelir elde edebilirsiniz.
Daha kendi blogunuz oturmadan 3-5 TL için sitenize yazık edip link vermeyin.Bu daha yürümeden koşmaya benziyor.Eğer bu kadar sabrı gösteremeyecekseniz zaten para kazanmak için blog yazma işine hiç girmeyin!

Kalitesiz hazırlanmış çok fazla içerik

“Ne kadar çok yayın yaparsam o kadar çok ziyaretçim olur.” Tek başına tamamen yanlış bir düşünce !
Yazılarınız belli bir doygunlukta ve okuyucunun konuyla ilgili her şeyi bulabileceği, anlayabileceği türden bir yazı olmalı.Şu anda internette yayınlanmamış konu bulmak çok zor.Yazdığınız konunun daha önce başkası tarafından yayınladığını varsayarsak sizin bazı şeyleri farklı yapmanız gerekir ki bir adım öne çıkasınız.
Yazıyı yayınladım, bitti benim işim diye düşünmeyin ! Her yazı bir ürün. Yazarken harcadığınız sürenin yarısını pazarlama yapmak için harcamalısınız.Bugün başka bir başlık kullanarak twitter da paylaşın, yarın farklı ilgi çekici başlık kullanarak facebook da paylaşın gibi…

Anahtar kelime araştırmasının yapılmaması

Sosyal medya trafiği sizi bir yere kadar taşır.Kaldı ki yeni blog yazarı olduğunuzu düşünürsek yeteri kadar takipçiniz de olmayabilir. Bu durum da hedef herkesinki gibi arama motorları olmalıdır.
Google belirli bir sıralama faktörlerine göre sayfaları ön sıralara taşıyor.Siz yıllardır aktif olan bir bloga göre ilk etapta baştan geridesiniz. Bunun için bazı şeyleri farklı yapmalı ve çapınızı bilmelisiniz.Şöyle ki:
Güneş gözlükleri kelimesi oldukça populer olan ve aranma hacmi yüksek bir kelimedir.Sizin bu hedef kelimede yükselmeniz çok zordur.Fakat daha belirgin kelimeye odaklanırsanız – bu örnekten yola çıkarsak – kemik erkek güneş gözlükler gibi ilk sayfada yer almanız daha mümkün olacaktır.İngilizce de long tail keywords diye geçen ve türkçe olarak uzun kuyruklu anahtar kelimeler olarak adlandırılan kelime öbeklerini iyi araştırmalısınız.

Genel blog kavramı

Google ve okuyucular sitenizin ne olduğunu tam olarak anlamalı.Yani bir yandan sağlık haberi verirken diğer yandan teknoloji haberleri vermeyin.Zaten tek başınıza tüm konulara yetecek kadar güçlü olamazsınız.
Eğer tüm konuları blogunuzda yansıtmak isterseniz okuyucular sizi samimi bulmaz.Bilginiz de tartışılır ! Yalnız bir kategoride blogunuzu sürdürürseniz ziyaretçileriniz sizin bu konuda uzman olduğunuz düşünür ve o konudaki bilgilerinizi önemserler.
Size tavsiyem şudur ki; konu olarak dağılmayın.Niş (ingilizce niche) kavramı üzerinde durarak tek bir kategoride yoğunlaşın.

Son Sözler

5 yıldır blog yazarlığı yapan birisi olarak çevreme baktığımda “insanlar neden blog yazarlığını bırakıyor” sorusunun elle tutulur sebeplerini sizlerle paylaştım. Mücbir sebepler dışında gördüklerim bunlar.Peki sizce insanlar neden blog yazmayı terk ediyor ?
Yazar hakkında:Bu yazı EhliBlog sitesi sahibi Poyraz Şahin tarafından yazılmıştır.Poyraz blogunda adsense para kazanma, blog açma ipuçları, google servisleri kullanımı ve blogger konusunda yazılar paylaşmaktadır.

16 Mart 2015 Pazartesi

ReklamStore Hakkinda Herşey

Merhaba arkadaşlar bu yazımızda sizlere reklamstore reklam alanları,reklamstore kazançları,reklamstore site onayı hakkında elimden geldiğince yazdım.

Reklamstore size çok değil ama emeğinizin karşılığını verecek bir reklam platformudur ve sizlere tavsiye ederim.

Bence Google Adsanse'den sonra en iyi reklam platformu Reklamstore'dir.

ReklamStore Üyelik Kabulü


Reklamstore reklam platformuna 3 defa başvurdum ve 3. başvurduğumda onaylandı.
İlk başvurduğumda daha doğrusu başvuramadığım da alan adım blogspot. com du ve en başında üyeliğim kabul edilemedi ve sil baştan yaparak oturmuş alan adımı degiştirdim.



İkinci başvurduğumda ise şuanki blogumun alan adı olan .net ile başvurdum.
Bu sefer başvurabilmiştim çünkü alan adım reklamstore için uygundu.Fakat bu seferde blogumun ziyaretçi sayısı az olması ve güncel olamaması nedeniyle 2. kez başvurum kabul edilmedi.


Kafama takmıştım o reklamları alacaktım ve 2 haftalık düzenli yayın paylaşımı yaptım ve googlede 1-2 adet yazım hit alamaya başlayınca 3. kez başvurdum.
Sonunda başvurum onaylanmıştı ve sıra reklamları alıp siteme yerleştirmek kalmıştı.

Reklamstore Reklam Alanları:


Reklamstorede bir çok reklam alanı vardır fakat benim kullandığım ve önemsediğim reklam alanı 2 adettir.


Bunlardan birisi 300x250 olanıdır.Bu reklam alanı  yazı başlarına ve yazı sonlarına daha çok kullanılan reklam alanıdır ve çok fazla gösterim alabilecek bir yazıdır sizlerinde eklemenizi tavsiye edebileceğim bir reklam alanıdır.


Diğeri 728x90 olanıdır.Bu reklam alanı da enine uzundur ve header yanına,sayfa sonuna uygun bir alandır.Bu reklam alanı da fazla gösterim alır ve kazancınızı artırır.Bende bloguma 2 kez ekledim ve en az 300x250 reklama alanı kadar gösterim alır.


ReklamStore Kazançları:

Reklamstore kazanç bakımında ayrıca sevdiğim bir reklam platformudur.


Reklamstorede kazançlar gösterim ve tıklama başına hesaplanır.Reklam storede önemli olan tıklama sayısıdır,ben 500 gösterim sağlayıp 25 Kr kazandığımda oldu 50 gösterim 10 tıklama ile 50 kr kazandığımda oldu. Aşağıdaki fotoğrafa bakarak daha iyi anlayabilirsiniz.




Yani reklamlarınızda gösterim sayısı tıklamaya göre daha değersizdir.Siz sitenizde yazı sonlarında ziyaretçilerinizi reklamlara tıklatmaya teşvik edin.Hatta en başlarında günde 20 defa kendiniz tıklarsanız 1 Tl kazanabilirsiniz.


Epcn diye bir bölüm var o bizi ilgilendirmiyor bende çozmedim fakat bizi ilgilendiren bir şey değil sizin bakacağınız alan kazançlar alanıdır.

ReklamStore Reklam İçerikleri:

ReklamStore reklamlarını 2 aydır kullanıyorum ve hiçbir cinsel reklam yayınlanmadı.Bu yüzden dolayı ayrıca seviyorum.Yani sitenize gelen ziyaretçiler hiçbir şekilde uygunsuz reklamlarla karşılaşmıyor.Belki ne alakası var reklamların ziyaretçiyle diyor olabilirsiniz ama öyle değil çoğu kişi uygunsuz reklamlardan dolayı siteleri terk ediyor.

Şu ana kadar reklamların geneli banka,araba,e ticaret ve kariyer konularında'dır ve sitenize gelen ziyaretçileri rahatsız etmez...

Destek:

Eğer anlattıklarım dışında sormak istediğiniz soruları yorumlara yazınız elimizden geldiğince cevaplamaya çalışalım eğer bizimde bilmediğimiz konu ise fotoğradtaki destek alanından Reklamstore sorarak öğrenebilirsiniz...
























Ödeme Yöntenmleri:

Reklamstore ödeme bakımından sıkıntı yaşatmayan ödemenizi tam zamanında alabileceğiniz bir reklam sistemidir.Aşağıdaki fotoğraftaki gibi kullanıcı bölümünden ödeme yöntemleri bölümüne banka hesabınızı numaranızı ekleyerek reklam kazancınız 30 Tl ye ulaştığında alabilirsiniz...



















ReklamStore Mobil Reklamlar:

Reklamstore mobil reklamları desteği de vardır.Mobil reklamlar reklam gösterim ve tıklama sayınızı artıracak ve daha fazla kazanç sağlayacaksınız.

Reklamstore mobil reklam alanı eklemek içinde normal reklam alanlarını eklediğimiz yerden mobil kategorisini seçiyoruz ve reklam kodunu alıp sitemize ekliyoruz.


Reklamstore reklam




















Yazar Hakkında:
Merhaba Ben Mehmet Kaptan 1 Yıldır Asosyal Adam da Yazıyorum Blogum Her Geçen Gün Daha Büyümeye Devam Ediyor. Bloğum da Blogger İnternet Bilgisayar Konularında Bir Çok Yazıya Ulaşabilirsiniz.

Asosyal Adam: http://www.asosyaladam.net







29 Ağustos 2014 Cuma

1 Günde 2 Katı Hit!

Merhaba Srgz Blog takipçileri. Uzun zamandır Srgz Bloga konuk olmak istiyordum ama ne yazacağıma karar veremiyordum. Birkaç gün önce sadece 1 günde ziyaretçi sayım 2 katına çıkınca bunu nasıl yaptığımı Srgz Blogda sizlerle paylaşmak istedim.
Bloguma sürekli özgün ve güncel içerik giren birisiyim. Genelde WordPress ve SEO konularında yazıyorum ama bu konularda sürekli içerik üretmek mümkün olmuyor. Her ne kadar blogunuzun başarılı olması için belli bir konuda yazmanız gerekse de zaman zaman farklı konularda da yazıyorum. Bu durum hem benim hoşuma gidiyor hemde bloguma farklı kesimlerden ziyaretçi çekmiş oluyorum.
Bildiğiniz gibi şu sıralar bir ALS çılgınlığı var. Bende bu konuda Başından Aşağı Soğuk Su Dök Çılgınlığı başlıklı bir yazı yazı yazdım ve ALS çılgınlığına katılan dünyaca ünlü kişilerin videolarını paylaştım. Bu yazıyı paylaştığım gün çok iyi ziyaretçi çektim ve tam 2 katı hit aldım! Ayrıca bu yazım Wordpress'in en popüler yazıları arasına girdi. Bu durumdan çıkarılacak dersler:
  1. Zaman zaman aşırıya kaçmayacak şekilde blog konunuzun dışında bir şeyler yazabilirsiniz.
  2. Gündemi takip etmek çok faydalı. Sizde gündemi takip ederek blogunuzda paylaşacağınız popüler konular bulabilir ve daha fazla ziyaretçi çekebilirsiniz.
Evet arkadaşlar gördüğünüz gibi zaman zaman blogunuzun konusu dışında yazmakta fayda veriyor. Tabi blog konunuzla çok da alakasız olmamalı. Teknoloji blogunda yemek tarifi yayımlanmamalı yani.
Yazar Hakkında: Küçüklüğümden beri internet meraklısı olan biriyim. Zaman içinde kendimi geliştirdim. Şuan Sekeno adlı blogumda WordPress ve SEO konularında yazıyorum.

22 Temmuz 2014 Salı

Kış Uykusu


Bu yazı SRGZ Blog için İsrafil Kurudirek tarafından yazılmıştır.

Sanırım Tanzimat döneminden beri “Sanat Sanat için midir, Sanat Halk için midir” düşünce tarzı vardır. Bu iki fikirden birine katılan herhangi bir şair edebiyatçı, sinemacı kısa adıyla sanatçı dediğimiz kitle hangi fikre kendini yakın görüyorsa sanat yaşamın o yönde kurgulayıp kendine o şekilde bir yol çizer ki bu yol o sanatçının eserlerine, uslubuna fikri hayatına da bariz bir şekilde yansır..
                Sanırım Nuri Bilge Ceylan Sanat yaşamında bugüne kadar yapmış olduğu Senaryoları kendine ait olan filmlerde sanat sanat içindir düşüncesini ön planda tutmuş olacak ki filmlerinin uluslar arası alanda almış olduğu başarılarla ters orantılı olarak ülkemizde sinema seyircisi filmlerine az ilgi göstermektedir.
                Ülkemiz sinemaseverinin yönetmenin filmlerine az ilgi gösterdiği bilinse de Nuri Bilgi CEYLAN’ ın uluslar arası alanda özellikle Cannes film festivallerinde filmlerinin hatrı sayılır başarılara imza attığı bilinen bir gerçektir.


Nitekim başrollerinde Haluk BİLGİNER, Demet AKBAĞ ve Melisa SÖZEN’ in  oyunculuklarıyla arz- ı endam ettikleri KIŞ UYKUSU filmi 67 Cannes film festivalinde bilindiği üzere 1982 yılında Şerif GÖNEN’ in yol filminden yıllar sonra “Altın Palmiye” ödülünü almaya hak kazandı.


Yıllardır bir sinema izleyicisi olarak Nuri BİLGE CEYLAN’ ın yönetmiş olduğu filmleri takip etmekle birlikte son malüm filmi Kış Uykusunu da izlemek 05/07/2014 tarihi itibariyle nasip oldu.
                Kapadokyada çekilen 3 saati aşkın bir süre devam eden filmin her anı insanı anlatmak için özel olarak kurgulanmış, perdeye yansıyan her bir görüntü ve dudaklardan dökülen her bir sözcük üzerine uzun uzun düşünülmüş bir film Kış Uykusu. Senaryonun Nuri Bilge Ceylan ve eşi Ebru Ceylan’ın geceler boyu süren tartışmaları neticesinde ortaya çıktığını artık bilmeyen kalmadı.


                Film emekli tiyatrocu kapodokya bölgesinde babadan kalma mülkleri idare etmek ve yine babadan kalma  “otello” isimli hotel’i işletmekle meşgül Aydın (Haluk BİLGİNER,  eşinden boşanmış babadan kalma mülklerden gelen gelirle maddi anlamda kaygısız bir hayat süren otele gelip yerleşen  Necla (Demet AKBAĞ) ve Aydının kendisinden daha genç hayatını adamış olduğu hayır işleriyle hayatındaki anlamlandıramadığı boşluğu doldurmaya çalışan Nihal (Melisa SÖZEN) arasında geçmekle birlikte ara ara olaya dahil olan köyün imamı ve onun asabi kardeşi, köyün sınıf öğretmeni ve Aydının eski dostunun da ara ara senaryoya dahil olarak filmde kendilerine yer bulmaları şeklinde geçiyor.

 Ama esasında filmi ikiye ayırmak mümkün; İlk bölümde Nihal ve Necla’nın ilişkisine (diğerlerine kıyasla) oldukça kısa bir bakış atıyor ve iki karakterin de mizacı hakkında ön bilgiler ediniyoruz. Nihal başta Necla’ya karşı sempatik yaklaşmaya çalışıyor çünkü Necla’nın fikirleri dünyaya, yaşananlara farklı bir pencereden bakabiliyor. Yemek masasında Necla’nın ortaya attığı kötülüğe kayıtsız kalma meselesi üzerinden daha da yeşeren bu ilişki, ikili yalnız kaldığı an birden yön değiştiriyor. Öncesinde Aydın’ın bu konuya bakış açısına tanıklık ettiğimizde aldığımız sinyaller, Necla ve Nihal’in tartışmasında seyirciyi filmin odak noktasına rahatlıkla taşıyor: Her üç karakter de memnuniyetsiz. Oldukça temel bir açıdan baktığımızda her üçü de parası pulu bol fakat içten içe bencil, kendi doğrularıyla yaşayan ve bir diğerine tahammül edemeyen, ıssız otelin duvarları arasına sıkışmış insan parçacıkları. Modern insanın en büyük problemlerinden birini temsil eden karakterler, birlikteliğin içinde yaşadıkları yalnızlığın üstesinden gelebilmek adına hiçbir adım atmazken adeta bu yalnızlığı daha da belirginleştirmek adına hareket ediyor. Zihinde oluşan bu ilk karmaşa, filmin belki de en etkileyici sekansıyla artık kurmaca bir halden çıkıp gerçekliğin içine dalıyor. Aydın, bir yerel gazete için yazdığı köşe yazısını hazırlarken onu rahatsız etmeyeceğini ve sehpanın üzerindeki dergileri kurcalayacağını söyleyen ablası Necla odaya giriyor. Tam bu noktadan itibaren de seyirci için bir filmi seyretme devri kapanıyor ve gerçeklik içindeki gözlemci kimliği baş gösteriyor.

Aydın ile Necla’nın uzun uzadıya yaşadığı tartışma sekansı bir bütün olarak sinemanın bugüne kadar tanıklık ettiği en muhteşem yönetmenlik ve senaristlik becerilerinden biri muhtemelen. Necla’nın muhtemelen uzun zamandır içinde biriktirdiklerini kendi yarattığı küçük bir kıvılcımla Aydın’a yavaş yavaş nakletmesi işlerin boyutunu değiştiriyor ve Aydın’ın benliğinde daha derinlere dalma fırsatı yakalıyoruz. Aydın, aslında gerçek hayatta çok da yabancı olmadığımız bir tipleme ve Necla bunu anlatmak için seyirciye her türlü malzemeyle tarifi verip kenara çekiliyor. Aydın için sözde aydın tabirini kullanmamın sebebi de bu zira kendisi, pek çok konuda net ve değiştirilemez fikirleri olup bunları hiçbir zaman sorgulama zahmetine girmemiş biri. Necla’nın da dediği gibi inanç ve din üzerine ahkam kesebiliyor ama kendisi bir şeye inanmanın acizlik olduğunu düşünüyor. Üstelik bir şeye inanmayana da amaçsız gözüyle bakıyor. Kısaca fikirlerini olgu üzerinden değil, birey üzerinden değerlendirmeyi seçiyor. Onun için inanmak ya da inanmamak değil önemli olan; inanan ya da inanmayan. Olgu (ya da eylem) için doğruluk yahut yanlışlık muhakemesi yapmıyor, onun fikir dünyası insan odaklı düşünmeye çalışıyor. Zaten bunun ilk ipuçlarını da kahvaltı masasında Necla’nın kötülük üzerine öne sürdüğü tezine karşı oluşturmaya çalıştığı antitezle veriyordu. Necla ise Aydın’ın aksine farklı fikirlere daha açık gibi durmasına karşın çoğu zaman laf ile peynir gemisi yürütmeye çalışan bir tipleme. Daha çok seyircinin Aydın’ı tanıması için filme dahil edilmiş havası mevcut. Yanlış anlaşılmasın, kendisinin önemsiz ya da yan bir karakter olduğunu söylemek asla doğru değil lakin insanı, Aydın üzerinden anlatmaya çabalayan bir filmde pek de güçlü değil. Güçlü olduğu yanı, Aydın’ı beslemekten ziyade Kış Uykusu’nun gerçekçiliğine yaptığı katkıda kendini gösteriyor. Necla ile Aydın’ın bu tartışması, her ikisinin de haklı ya da haksız kefesine konulamayacağı, birbirini nötrleyen bir nitelik taşıyor. Her ikisi de bir diğerinin üstüne çıkmaya çalışıyor -her ne kadar Aydın başlarda buna karşı koymaya çalışsa da bir süre sonra Necla’nın söylemlerinin altında kalmak istemiyor. Belki kadınlar biraz alınacak fakat Ceylan ikilisinin Aydın karakterini yaratırken esasında ikilemleriyle yaşayan karaktersiz bir insan ortaya koymaya özen gösterdikleri gibi Necla’yı yaratırken de artık bir karakterden çok tipleme haline gelmiş; susmayan, iğneleyen ve uzatmakta üstüne tanımayan kadın tasviri yapmaya çabaladıklarına kendimi inandırmam zor olmadı..
İzleme konusuna gelince klasik türk entelijansiyası gibi recep ivediklere gidiporsunuz da bu filmlere niye gitmiyorsunuz, bunları niye beğenmiyonuz gariiiii demiyeceğim...


Cem YILMAZ' ın dediği gibi sözlerimi tamamlayacağım " gidin gençler gidin beğenmek şart değil izleyin hele"""""""


Bu güzel yazı için İsrafil Kurudirek'e çok teşekkür ederim.


20 Temmuz 2014 Pazar

Arkadaşa Bakıp Çıkmayın! Linkedin'e Hoşgeldiniz

Bu yazı Batuhan Ünal tarafından Srgz Blog için yazılmıştır.

Yıllardır Facebook ve Twitter'ın sosyal medyada sahip olduğu konum tartışılmayacak derecede büyük. Son bir kaç yıldır bu iki devin tahtını sallayan mecralar belirdi, belirmeye devam ediyor. Bunlar içinden en dikkat çekeni fonksiyonelliği açısından şüphesiz Linkedin. Sadece kullanıcı sayısına bakarak değil, şirketin büyüme oranı ve açıkladığı kar oranına da bakarsak bunu açıkça görebiliriz.


Peki Neden Linkedin Bu Kadar Popüler ?

Linkedin'i diğer sosyal ortamlardan ayıran en büyük özelliği profesyonel yapısıdır.  Üyeliğinizi oluşturduktan sonra yapacağınız ilk iş benzer özelliklere sahip olduğunuz, aynı sektörde çalıştığınız, aynı okulda ve şirkette çalıştığınız kişileri "Tanıyor Olabileceğiniz Kişiler" sekmesinden görüp ağınıza eklemek olmalıdır. Bu sayede networkünüzü ve görünürlüğünüzü arttırmış olacaksınız. Ayrıca hangi sektörde çalışıyorsanız, bununla ilgili paylaşım yapan gruplara üye olarak, uzman görüşlerden faydalanıp yeteneklerinizi geliştirebilirsiniz. İş dünyasında artık sosyal medya etkinliği ve kullandığınız hesaplar referans kaynağı haline geldi ve Linkedin profiliniz sizin için olmazsa olmaz.

Linkedin Nasıl Etkin Kullanılır ?

Hesabını açtıktan sonra, Linkedin size yardımcı olabilmek için bazı sorular soruyor. Bu soruları eksiksiz bir şekilde doldurmalısınız. Sahip olduğunuz sertifikaları, aldığınız eğitimleri , katıldığınız kursları, yabancı dilleri web sitelerinizi, mail adreslerinizi.. vb. nelere sahipseniz nelerin sizi ön plana çıkaracağını düşünüyorsanız oraya yazmalısınız. Ağınızı genişlettikçe fark edeceksiniz ki ; profil fotoğrafınız Instagram ve Facebooka nazaran daha resmi bir hava taşımalı. Vesikalık fotoğraf olmasa da yüzünüzün net olduğu, efektsiz bir resim tercih edilmelidir. Deneyim ve bilgilerinizin gözükeceği profil sayfanın URL yapısı da çok önemli.  linkedin/1*1*1*1*1*1*1*1* gibi bir link yapısı, profilinizi inceleyen kişilerin gözüne hoş gelmeyecektir. Ayarlar bölümünden adınızdan ve soy adınızdan oluşan bir URL yapısı düzenleyebilirsiniz.


Şuan da çalıştığınız ve geçmiş tecrübeleriniz profilinizin en tepesinde gözüküyor. Bu kısma da gerekli özeni göstermelisiniz. Kullanıcıların gözünde ilk intiba yaratacak objeler: Resminiz, isminiz(büyük küçük harf ayrıntısı), geçmiş tecrübeleriniz ve şuan çalıştığınız pozisyon-şirket tir. Bir diğer önemli husus ise tavsiye mektupları ve yeteneklerinizin onaylanması. Mesela, daha önce çalıştığınız veya projede yer aldığınız kişi ve kişilerden tavsiye mektubu isteyerek referansınızı daha da güçlendirip, rakiplerinizin önüne geçebilirsiniz. Sahip olduğunuz yeteneklerinizin ağınıza dahil kişilerce onaylanması da sizin için güçlü referans teşkil edecektir.
Yukarıda bahsettiğim gibi, gruplarda aktif olmalı uzmanlığınızı kanıtlamalı/geliştirmelisiniz.  İnsan Kaynakları departmanında çalışan bir kişi, Linkedinde ilgili gruplara katılarak tecrübelerini ve bilgi birikimini paylaşabilir. Tartışmalara yorumları ile katılarak ağını geliştirebilir, belki de alanında uzman statüye erişebilir!

Gruplarda içerik gönderirken dikkat edilmesi gereken noktalar:

Başlık kısmında yazının ne anlattığı net olmalıdır. Gruplarda paylaşacağınız içerikler, üyelere mail yolu ile ulaşmaktadır. Onlarca mailin içinden tartışmanızın dikkat çekmesini istiyorsanız biraz üretken olmanız gerekecek(Karakter kısıtlamasını unutmayın).
Açıklama kısmında biraz daha detaya inerek içeriğinizi daha anlamlı hale getirebilirsiniz. Eğer bir sayfadan link paylaşacaksınız bu kısma yapıştırmanız önerilir. Linki yerleştirdiğinizde önizleme gözüktüğünde, linki silebilirsiniz.(Facebook benzeri)


Açıklama kısmının altında yer alan 3 seçenek(Genel,İş İlanı, Tanım) içeriklerinizi özelleştirmenizi, gruplarda belirli kişilere hitap etmenizi sağlayabilir.

Şirket Sayfaları

Sevdiğiniz markalara ait güncel haberleri, etkinlikleri ve yeni ürünleri takip etmeniz için en güzel ortam şüphesiz Linkedin. Son olarak gelen vitrin sayfaları özelliği ile, firmalar ürün ve hizmetlerini kategorize edebiliyor, takibi kolaylaştırıyor. Profesyonel yapısı ile şirketlerin iş ilnlarını, sizinle benzer pozisyonda çalışan kişileri ve hatta CEO'ları bile ağınıza ekleyebilirsiniz.


Final: Eklemekten Çekinmeyin..

Tüm bu özelliklerden faydalanmak için Linkedin üzerinde ağınıza kişi eklemekten çekinmeyin. Bağlantıda olduğunuz kişi sayısı arttıkça o kadar popüler ve güvenilir olursunuz.

Beni Linkedin'de ve Twitter'da Bulun  
Herkese İyi Çalışmalar..

7 Temmuz 2014 Pazartesi

İyi Niyetli Teknoloji Düşmanı Kime Denir?

Günümüzün profesyonel webtasarımcıları ve sosyal medya çözüm üreticileri genellikle çekirdekten yetişme oluyor. Her ne kadar webtasarım eğitimi devlete bağlı üniversitelerde ve liselerde öğretiliyor olsa da bu işe küçük esnaf gibi başlayanlar  fark yaratmakta gecikmiyor. Küçük esnaf benzetmesinden kastım kendi imkanlarıyla, eğitimini almadan, kendi kendini yenileyerek yol kat eden kişilerdir.

Çünkü her meslek gibi bilişim de "aşk" gerektirir. Şüphesiz her meslekte başarının sırrı işini sevmekten geçiyor. Sırf toplumda bilinen bir mesleğe sahip olacağım diye birçok farklı yetenekten insanlar hukuk, sağlık, tıp, öğretmenlik fakülteleri gibi alanları zorluyor. Düşündüğümüz zaman asıl amacın ekonomik özgürlüğe kavuşmak ve daha iyi şartlarda yaşamak olduğunu çok net görebiliyoruz. Peki iyi şartlarda yaşamanın tek yolu avukatlık, doktorluk, mühendislik mi? 

Siz bu cümleleri duydunuz mu? Yada kullandınız mı?

-Oğlum sürekli bilgisayar başındasın,
-Kızım yat uyu kendini yoruyorsun. Hadi anneciğim...
-Şu bilgisayara baktığın kadar derslerine odaklansan profosör olacaksın. Aaah ahh!
-Bizim çocuk sabahlara kadar pc başında. Ne yapar hiç anlamış değilim. 
-Evden bilgisayarı çıkarmak lazım.
-Vs...vs...

Michael Dell'i tanıyor musunuz? 18 yaşındayken sürekli içini açıp kurcaladığı bilgisayarı yüzünden okuldaki dersleri her geçen gün kötüye giden ve ailesinin tepkisiyle karşılaşan Michael Dell kendi kararıyla eğitimine son vermiştir. Bu durum size üzücü geliyor olabilir. Fakat bahsettiğim kişi (Michael Dell) bilgisayarlara olan tutkusunun peşinden gitmiş ve bugün dünyanın en büyük 3. bilgisayar üreticisi olan DELL firmasının sahibidir. 180+ ülkede hizmet veren, 100.000+ kişiye iş olanağı sağlayan, ülkesinin ekonomisine müthiş katkısı olan bir gencin babası olmak istemez miydiniz? Siz de Michael Dell olmak istemez miydiniz?

İsterseniz okadar uzaklara gitmeyelim. Size Türkiye'nin en iyi bilişim akademisi olan BilgeAdam'ın Kadıköy şube müdüründen bahsedeyim. Efe bey'i yakınen tanıyor ve bu hikayeyi bizzat onun ağzından anlatıyorum:

Efe Ü.
"Ben ailemle yaşadığım çocuklu yaşlarımda bilgisayar başında sabahlardım. Hackerlığa merak salmıştım ve sürekli yeni bir şeyler öğreniyordum. Babam ise her defasında benim bilgisayarda oyun oynadığımı zannediyor ve bana inanmıyordu. Ona göre ben hep oyun oynuyordum. Bugün sistem ve ağ uzmanıyım. BilgeAdam'a başvuru yapmadan önce web sitelerini hackleyerek mülakatı hiç girmeden geçmiştim bile. Eğitmen olarak başlayıp, bölge müdürü oldum. Bugünlerde dinlenme ihtiyacımdan dolayı kendi isteğimle şube müdürlüğü yapıyorum"

Size bunun gibi yüzlerce başarı hikayesi anlatabilirim fakat konu uzar gider:) Hemen toparlıyorum:

2013-2014 verilerini incelediğimiz zaman en çok aranan mesleklerin bilişim üzerine olduğunu görüyoruz. İşkur ve iş bulma sitelerinde yaptığım araştırmalar da bunu doğruladı. Ayrıca bilişim eğitim akademisinde çalıştığım için bilişim sektöründe personel ihtiyacının her geçen gün arttığını gözlemliyorum. Durum böyleyken gençlerin sevdiği alanda kendini geliştirmesini baltalamak nekadar doğru olur?

Ebeveynlerin iyi niyetli olduğundan hiç şüphemiz yok. Her anne-baba çocuğunun iyiliğini ister ve doğru yönlendirmeye çalışır. Peki bilgisayar konusundaki kısıtlamalar ne kadar doğru? Online oyunlarda kafayı sıyırmak üzere olan gençlere müdahale etmek gerektiği konusunda "bir baba olarak" tüm ebeveynlerle hemfikirim. Lakin doğruyu göstermenin tek yolu dershaneyi işaret etmek değildir. Hatta okul hayatında başarıyı yakalayamayan bir genci kurmalı saat gibi sürekli okumaya zorlamanın da doğru olduğuna inanmıyorum. Türkiye'de eğitim müfredatının meslek kazandırma konusunda çerçevesi dar olabilir (şimdilik) Lakin her genç mesleğini fakültelerde öğrenmek zorunda değil. Gençlerin internet ve teknolojiyi ne yönde kullandığını sağlıklı bir şekilde gözlemlemeden onların gelişimini baltalamayın. Yoksa hiçbir zaman Mark Zuckerberg (facebook kurucusu) bir gencin anne-babası olamazsınız. 

İyi niyetinizden şüphem yok ama farkında olmadan teknoloji düşmanı olmayın...
Bünyamin Kapıcıoğlu

Yazar Hakkında: Yedi yaşımdan beri hep birşeyler satmanın merakındaydım. Biyomedikal Teknikeri olmama rağmen Türkiye'nin en iyi bilişim akademisinin satış departmanında "uzman" pozisyonunda çalışıyorum. Ticareti sevdiğim kadar yazmayı da seviyorum. 2005 yılından bu yana blog yazıyorum. Bu yüzden iki tecrübemi birleştirerek iş hayatında rakiplerinize fark atmanızı amaçlayan HızlıAdam bloğunu oluşturdum. 1990 doğumluyum, sene 2014 ve ben bugüne kadar iki farklı kurumsal markada yönetici pozisyonunda çalıştım. Freelance otomobil alım satımından tutun e-ticaret de dahil birçok gelir projesinde yer aldım. Evliyim ve bir oğlum var. Bu yüzden benim gibi hızlı yaşayıp, hızlı kariyer edinen kişilere hızlı adamlar diyorum;)